13 Ağustos 2014 Çarşamba

Geri sayım..

Merhaba!

Ne zamandır yazmadığımın farkındayım millet, fakat gerçekten yazmak için zaman yaratmak çok zor oluyor benim için. Sürekli bir sonraki adımımı hesaplıyor olmak, gittiğim yerlerde sürekli birileriyle tanışmak veya tanışma telaşı içinde olmak, devamlı yeni planlar yapıyor olmak, kısıtlı zamanlarda gezebildiğim kadar gezip zamanımı verimli kullanmaya çalışmak vs. yetmiyormuş gibi bir de teknik aksaklıklara karşı savaşmak durumundayım :/ Bir kere her zaman internet bağlantım olmuyor, internet hala lüks bazı kentler için. Onun dışında, kullandığım bilgisayar bir netbook ve inanılmaz yavaşladı son zamanlarda, sanırım onca yeri hebele hübele diye dolaştıktan sonra bayağı bir yıprandı da kendisi.. bir de şimdilerde 'ş, p' ve de ':' tuşları çalışmamaya başladı klavyenin... Görsel klavye kullanarak yazmaya çalışıyorum mesela şu an ama gerçekten çok sinir bozucu bir durum.. Neyse, bu gece için herhangi bir planım olmadığından ve de gelecek 1 haftanın takvimi, kalacak yer vs. de belirlenmiş olduğundan bu zamanımı yazarak değerlendireyim dedim. 

An itibariyle El Salvador'un başkenti San Salvador'dayım ve yarın akşam ayaklarım Guatemala Kenti'ne basmış olacak. Yaklaşık bir hafta boyunca Guatemala kültürünü tattıktan sonra uzun zamandır görmeyi beklediğim ülkeye, Meksika'ya doğru yol alacağım. Ve Meksika, yaklaşık 1 yıllık seyahatimin son durağı olacak. Dönüş biletleri alındı bile. Tarih: 26 Eylül, istikamet: Avrupa kıtası (neresi olduğu önemli değil). 

Birçok radikal kararlar alınmış, birçok şey görülmüş, öğrenilmiş, e biraz da yorulmuşken artık günler sayılmaya başlanmış durumda. Ama ne varacağım yer önümde, ne geçmiş arkamda; bu yolculuktan öğrendiğim en güzel şey olduğu gibi, tam da bulunduğum anda, anı yaşıyorum, ve sanıyorum ki bütün mesele de zaten bu... Özgür olmak! 

29 Mart 2014 Cumartesi

Yalnız Bi Balinanın Hikayesi


Arkadaşım Elder'nın yaptığı bu tabloyu görür görmez sevmiştim. Neden? Renkleri mi, okyanusu mu, yoksa balinayı mı sevmiştim, tam bilemiyorum... Ve açıkçası daha ilk andan beri tabloyu dövme olarak kendimde hayal etmeye başlamıştım. Tablonun hikayesini duyunca ise artık bu bir hayal değil, karardı benim için.

Elder, internette okuduğu bir haber üzerine yapmıştı tabloyu. Haber onu çok etkilemiş, hatta oldukça hüzünlendirmiş. O duygularla oturmuş, almış eline kalemi... Ortaya bu şahane resim çıkmış.
Haber, yanlış frekensta şarkı söyleyen bir balina hakkındaydı. Bu dişi balina, oldukça yüksek bir frekansa sahip olduğundan hayatı boyunca diğer hiçbir balinayla bağlantı kuramamış... Göç mevsiminde de sürekli yolunu kaybetmekteymiş dünyanın bu en yalnız balinası...

***
Buenos Aires'e geldiğimizde Sophie'yla tanıştım. Hayatımda tanıdığım en özel insanlardan.. Güzel, akıllı ve de oldukça maharetli bir hatun. Piyano çalıyor, şarkı yazıyor, sesi muhteşem, resim yapıyor ve aynı zamanda da iyi bir dövme artisti.. Onunla çok güzel bi muhabbet yakaladık, kısa zamanda arkadaş olduk. Dövme fikrimden bahsedince Sophie'ya çok heyecanlandı, meğer kendisi de bir balina dövmesi istiyormuş kendi için. Elder'ın tablosunu da çok beğendi. Ve benim için yeniden dizayn etti. Bu da yetmiyormuş gibi hiç ücret almadan dövmeyi yapmayı teklif etti, ben de kabul ettim :)


Balinaya dair haberi okumak için: http://www.treehugger.com/natural-sciences/worlds-loneliest-whale-sings-at-the-wrong-frequency.html

28 Mart 2014 Cuma

Peru ve Ötesi

İzmir'den yola çıkalı 5 buçuk ay olmuş. Brezilya'ya bizi götürecek olan uçağımız Roma'dan 7 Kasım'da havalanmıştı. Şimdi ise Brezilya, Uruguay, Arjentina, Paraguay, Bolivya ve Şili geride kaldı, Peru'nun başkenti Lima'dayız. Bir sonraki durak Ekvador olacak, ardından Kolombiya ve Panama.

Peru şimdiye kadar bulunduğum en ilginç ülkelerden biri; sadece birkaç saat yolculuk yaparak kendinizi bambaşka bir iklimde bulabilirsiniz. Doğuda kuzey-güney aksında Pasifik okyanusu kıyısı boyunca çöl iklimi hakim. Oldukça kurak ve sıcak, geceler serin. Dün öğrendiğime göre Lima'ya hiç yağmur bile yağmıyormuş. Peru'nun 2. büyük kenti Arequipa ise dünyanın en kurak şehriymiş.

Peru'nun çorak kısmı, çöl bayağı bildiğin :)
Ülkenin kuzeybatısında Amazonlar yer alıyor ki çölün tamamen aksi bir iklim. (Maalesef bu gezimiz sırasında Amazonlara gitmeme kararı aldık, çünkü hava ve seyahat koşullarına hazırlıklı değiliz). Ve üçüncü olarak ülkenin batı kesimi farklılaşıyor ki  burada 2000-5000 metre arası yükseklikte değişen dağlar yer alıyor (And Dağları). Dağlar yeşil, nehirler ve gölleri var bolca. Üstelik yüzlerce lama ve alpaka görme şansınız da var. Dilerseniz etini de yiyebilirsiniz bu hayvanların, hem de ülkenin diğer kesimlerine kıyasla çok çok daha uygun fiyatlara.
Hava tabi ki yükseklikten dolayı soğuk, geceleri daha da soğuk. Çoğu zaman yağış da oluyor. Ancak yağışa rağmen oldukça kuru bir havası var. Bu bölgede olduğumuz sürede sürekli yükselik için ilaç alıyorduk çünkü bizim vücudumuz bu yükseklikte yaşamaya alışkın değil. Öğünleri sık ve az yemeli, çok hızlı hareket etmemelisiniz burada. Baş ve karın ağrısı da bir diğer etkilerden.

Şimdiye kadar Puno, Arequipa, Ica ve Paracas'ta bulunduk Peru'da, sonrasında Lima'ya geldik. Puno dağlık kesimde idi, oraya gitmemizin sebebi Titikaka Gölü'nü görmekti. Burada Peru'ya has çok ilginç bir durum konusu: göl üzerinde Uros Adasları denen, tamamen insan yapımı adalar yer alıyor ve yüzyıllardır Uro kabilesi burada yaşıyor (Şimdiki nüfusu 100 civarı yanılmıyorsam). Düşman saldırılarından korunmak için muhteşem bir fikir, çünkü saldırı anında adaları hareket ettirmek mümkün. Adalar ve ulaşım için kullanılan tekneler totora adı verilen, sazların kurutulmasıyla elde edilen bitkiden  yapılıyor. Adalara varmak için 20 dakika kadar tekne ile açılmanız gerekiyor. Temel besin kaynakları balık tabii ki. Şimdilerde turizm önemli onlar için, işi bayağı ticarete dökmüş durumdalar. Kadınlar yaptıkları el işlerini satarken, erkekler restorant işletiyorlar, ve fiyatlar da oldukça fazla Puno'ya kıyasla.

Uros Adaları, Titikaka Gölü
Puno'dan sonra Arequiıpa'ya geçtik. Şehre Misti Volkanik Dağ'ının muazzam silueti hakim. Şehrin merkezi bana Doğu Avrupa'nın bazı şehirlerini anımsattı garip bir şekilde. Genel olarak sevdim diyebilirim. Arequipalılar şehirleriyle çok gurur duyuyorlar. Yemeklerini öve öve bitiremiyorlar. Adobo ve Buzlu Peynir (aslında peynir değil, adı öyle) ve de saltenalar en meşhur yiyecekleri arasında.

Buzlu Peynir
Arequipa'dan ayrılıp Nazca'ya doğru yola çıktık ki yolda başımıza geleceklerden hiç ama hiç haberimiz yoktu.
Nazca'ya yaklaşık 270 km, Arico şehrine 3 km kadar kala yolda mahsur kaldık. İllegal maden işçileri, devlet kendilerinden vergi ödemelerini isteyince bunu protesto etmeye karar vermişler ve protesto için de ülkenin en önemli ve de tek otoyolunu kapatmışlar. Ve bizim içim bitmek bilmeyen bir bekleyiş başlamıştı. Önce saatler sonra geceler geçiyor derken tam 3 gün yolda mahsur kaldık. Ne tuvalet, ne duş, ne doğru düzgün yemek... İçme suyuna da fazladan para ödemek suretiyle sahip olabilmek... Fakat her şeyden kötüsü, oldukça ironik olarak yemekleriyle meşhur Arequipa'da yediğimiz bir yemekten besin zehirlenmesi geçirmekteydik... Hayatımızın en uzun 3 günüydü... Neyse ki sağlıklı ve mutluyuz şu an :)

Başımıza gelen bu talihsiz olaydan dolayı zaman kaybettiğimiz için bir sonraki durağımız olan Nazca'yı geçip Ica'ya gitmeye karar verdik. Şehre varıp, ucuz bir hostel bulup, güzelce duşumuzu alıp, kendimizi biraz toparladıktan sonra hemen, Ica'ya gelme sebebimiz olan Oasis gölünü görmek için yola çıktık. Gerçekten muazzamdı:

Oasis, Huacachina
Tabii ki sandboarding yapmaktan da geri kalmadık:


Huacachina'ya bayılıp, eğlenip hostelimize geri döndük. Bir de şehrin dört bir yanında yer alan restoranlardan gözümüze kestirdiğimiz bir tanesine gidip karnımızı doyurduk ve ertesi gün Paracas'a doğru yola çıktık.
Paracas'ta yapılacak tek şey tekne turu. UNESCO tarafından koruma altında olan Paracas Milli Parkı'nı 2 saat süren bir tekne turuyla ziyaret etmeniz mümkün. Binlerce deniz ayısı, leylek, pelikan, mavi ayaklı bobo kuşu ve de penguen yaşıyor burada. Resimleri bir sonraki entryde ekleyeceğim.

Şimdilik Peru'dan bu kadar. Paracas'ın ardından Lima'ya geldik ve açıkçası Lima bir büyük şehir sadece. Bir de Daniel biraz rahatsız olduğundan pek dışarı da çıkamadık o yüzden pek söyleyecek bir şeyim yok şimdilik.
2 gün sonra tekrar yola çıkacağız, Peru'dan son izlenimlerimi de Ekvador'a varınca aktaracağım.
Ha bu arada maalesef Machi Picchu'ya gidemiyoruz, birçok sebebi var bunun ama en önemlilerinden biri şu anda yağmur sezonunun olması... Bir başka sefere...

2 Şubat 2014 Pazar

Hoş bi tesadüf

İnekler ve çiftlikler ülkesi Uruguay'ın başkenti Montevideo'dan Buenos Aires'e göreceli kolay bir otostop yolculuğundan sonra sonunda şehirde bizi ağırlayacak olan arkadaşımızın evine varmıştık. Saat henüz erkendi ve gün daha kararmamıştı. Duş alıp, bir şeyler yiyip biraz kendimize geldikten sonra yeniden dışarı çıkmak için hazırdık biz de haliyle :) 
Hostumuzun önerisi üzerine yakın civardaki publardan birine gittik hep beraber. Yağmurlu bir pazartesi akşamından hiçbir beklentimiz yoktu, sadece bir şeyler içip geri dönmeyi planlamıştık. Öyle de oldu; sakin ve hoş bir pubtı gittiğimiz yer. Derken, pubta çalan müzik dikkatimi çekti. Oldukça Türk havası idi çalan. Biraz daha dikkat kesildim.. Sadece Türk müziği değil, üstelik de 'Baba Zula'dan bir parça çalıyor diye düşünüyordum ama aklım almıyordu bir türlü.. Buenos Aires'te rasgele bir pub, üstelik tarzı da inanılmaz alakasız, ne diye burada Baba Zula çalacakalardı ki...
Bara doğru yaklaştım ve monitordeki ismi okumaya çalıştım. Sonra kendime hakim olamayarak, 'oha Baba Zula hakkaten de' diye bağırdım ingilizce :) 'Ne alaka burada Baba Zula' diye de ekleyince, yanımda oturduğunu fark etmediğim bir genç bana, 'neden olmasın?' diye sordu (ingilizce). Ben de ingilizce karşılık verdim, 'çünkü bu Türkçe'... Daha sonra bana Baba Zula'yı nereden bildiğimi sordu ve ben de, çünkü ben Türküm, dedim. Bunun üzerine de o da, oha, merhaba ben Emre, demez mi! :)
Bu da yetmezmiş gibi Emre'nin, benim Eskişehir ve İzmir'deki en sevdiğim mekanlardan biri olan Cafe Del Mundo'nun sahiplerinden biri olduğunu öğrendim. Buenos Aires'e gelme sebebi de Ankara'da yeni açılacak olan cafelerinin dekorasyonu için antika toplamakmış (Del Mundo'yu bilenler bilir, dekorasyonu ve dünya mutfağından yemek menüsüyle meşhurdur). O gece ise son gecesiymiş Emre'nin, gitmeden son bir kez dışarı çıkmak istemiş... 
Kısa bir süre oturup sohbet ettikten sonra Emre ayrıldı yanımızdan, oldukça yorgundu ve ertesi gün yola çıkacaktı... Türkiye'ye uzuuuuuun bir yolculuk bekliyordu kendisini ne de olsa...

Yelkenler Fora!

Zaman ne kadar da çabuk geçiyor.. 3 ay 1 hafta olmuş yola çıkalı..  Arkadaşlarım, hadi dönün artık, derken ben, ama daha bir sürü yer var ki gezilecek, görülecek.. modundayım. Üstelik havalar iyice ısınmadan Avrupa'ya pek dönesimiz de yok :) Ha özlemiyor muyum arkadaşlarımı, ailemi? Tabiki de... Zaten bu yüzden bu blogu yazıyorum; sevdiklerim yanımda olamasalar da benim yaşadıklarımı hissedebilsinler, mesafeler aramızda çoğalmasın, aksine, benim gözlerimden dünyaya bakabilsinler ve böylece birbirimizi daha yakın hissedebilelim diye yazıyorum...

Brezilya ve Uruguay'dan sonra şimdi Arjantina'dayız.. Açıkçası takvimimizin oldukça gerisindeyiz. Bu yüzden biraz hızlanmamız gerektiğine karar verdik. En başta zamanın hızlı geçişine değinme sebebim biraz da buydu. Bir de son zamanlarda sürekli yer değiştirdiğimizden (2 hafta içerisinde Floripa, Porto Alegre ve Montevideo şehirlerini gezip Buenos Aires'e geldik!) bir oturup da yazamadım bloguma. Bu yüzden de birçok fotoğraf ve anı birikti. Geri dönüşler yaparak yazacağım artık her şeyi bir bir :)

En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere :)

*****

How quickly the time passes .. It's been 3 months and a week since we hit the road .. When my friends say to me; come on already, come back now... I say, but there's a lot more places to visit, a lot more to see... Moreover, we're not thinking to go back to Europe before the weather warm up thoroughly :) On the other hand, do I not miss my friends, my family? Of course I do... That's why I'm writing this blog; so they can feel how I feel when I'm on the roads and see the world through my eyes so we can feel a bit more closer to each other...

After Brazil and Uruguay, we arrived in Argentina. Actually we are quite behind of our calender. So we decided that we need a little acceleration. Also in last 2-3 weeks we kept changing the cities (within 2 weeks  we went to Floripa, Porto Alegre, Montevideo and Buenos Aires) So I didn't have enough time to sit down and write my blog. So there are many photographs and memories to share with you. I will be writing those like flashbacks one by one :)

For now, See you guys again soon :)


10 Ocak 2014 Cuma

Yola Devam...

Yaklaşık 1 ay Rio'da kaldıktan sonra tekrar yollarda bulduk kendimizi. Kocaman bir aile ile muhteşem bir noel yemeği, dünyanın en turistik yerlerinden Copacabana sahilinde izleme şansı bulduğum, yeni yılın ilk dakikalarında hayran kaldığım havai fişekler, Rio'nun inanılmaz doğası, çılgın gece hayatı, umursamaz insanları derken günler nasıl geçmiş anlamamışım... Ama her güzel şeyin bittiği gibi Rio şehrine de bir veda çakıp Santa Catarina eyaletine yola çıktık pazartesi günü.
Her zamanki gibi eğlenceli, macera dolu 2 günlük bir otostop seyahatinden sonra Catanduvas'a sağ salim vardık. Bu kadar turistik olmayan, aslında yapacak pek bir şey de bulunlmayan bu yerde ne işimiz vardı peki?
Bundan 1 buçuk yıl önce İzmir'deki evimizde Brezilyalı arkadaşımız Ricardo'yu ağırlamıştık. Catanduvas da Ricardo'nun ailesiyle beraber yaşadığı ve de çalıştığı yer. Dolayısıyla biz de hem onu görmek için hem de Brezilya'nın farklı ve turistten uzak yaşantısına tanık olabilmek için onca yolu katedip bu küçük kasabaya geldik. Şehirden uzakta, inanılmaz huzurlu, yemyeşil bir çiftlik evindeyiz. Bahçede göl, köpekler, atlar, kazlar var.. Tabiki binlerce ağaç ve tropikal bitkiler de var fazlasıyla...Resimleri yakında ekleyeceğim :)

Rio'dan seçtiğim resimleri eklemek istedim şimdilik, bunlarla idare edin bakalım ;-)

*****
After staying in Rio for about a month we hit the roads again. Having a great Christmas dinner with a huge family, watching the fireworks in one of the most touristic places in the world, Copacabana, Rio's amazing nature, crazy night life and the careless people... The time just past too fast in Rio.. But like all the good things ends we had to leave Rio and started our journey towards to Santa Catarina state in the south..
As always we hitchhiked down to south and it took us 2 days to reach Catanduvas. And what the hell we came to this such small town with no tourist at all?
One and a half years ago we hosted our Brazilian friend Ricardo in our house in Izmir. Catanduvas is where he lives and works with his family. So we came here to see an old good friend as well as to explore a non-touristic part of Brazil and see the real culture here. Being far from the city is very peaceful. There is a great nature, a lake in the garden, dogs, horses and all the tropical plants here... It's just so wonderful that I can't describe good enough. But don't worry I will add the pics soon ;)

Here are the some pics that I chose from Rio, enjoy :)

******






















28 Aralık 2013 Cumartesi

Hala buradayım gençler :)

Uzun zamandır yazamadım ama gerçekten zaman bulamadığımdan. Son günler çok hızlı ve dolu dolu geçti ve geçmekte. Noeldir, partidir, bir hosttan öbürüne geçmedir derken... Çok şey biriktiğinden kısa kısa notlar şeklinde yazmayı planlıyorum olan biteni.
Bu arada hala Rio'dayız ama şehir merkezinde değiliz son 2 gündür, merkezden 45 km uzakta Recreiro diye bir yere geldik. Burada sahil muhteşem. Yanında kaldığımız aile de süper çılgın ve cool :) keyifler yerinde yani.
Yılbaşına kadar buradayız, ama yılbaşı günü dünyanın en iyi havai fişek gösterisini izlemek üzere Rio merkezde, Copacabana'da olacağız. (:

****
Hi guys, I couldn't write here for so long but it's because I really didn't have enough time. Last few days were just too fast and crazy; christmas, parties (yes more parties:), changing hosts etc. And because there is a lot to tell I'll write as small notes here :)
We are still in Rio btw, but not in the city center at the moment. We came to a place called Recreiro 2 days ago which is 45 km away from the center. Beaches are great here. Also the family that we're staying with is very cool and crazy :)
We will be here until NYE, but at nye we will be at the center, Copacabana, to watch the best fireworks in the world ;)

18 Aralık 2013 Çarşamba

Neden Brezilya'da yaşamazdım? / Why I wouldn't live in Brasil?

Tamam, Brezilya çok güzel bir ülke, yemekleri, doğası, sahilleri, havası çok güzel.. Rengarenk... Ve onca probleme rağmen de insanlar pek bir şeyi kafalarına takmıyor; eğlenmelerine, yemelerine, içmelerine bakıyorlar. Bugün de uyandım, daha ne olsun? havasındalar...
Kısacası seyahat etmek için cennet gibi olan bu yer neden yaşanılacak bir yer değil benim için?
Bunun birkaç sebebi var aslında; yüksek vergiler, temel ihtiyaçların pahalı olması, güvenlik sorunu vs.
Ama her şeyden öte beni en çok irite eden, bu güzel ülkeden soğutan en önemli unsur, insanların sorumsuzluğu ve güvenilirsizliği.. Nasıl? Anlatmaya çalışayım:
Dışarı adımınızı attığınız an binlerce iyi insanla tanışır, çok da güzel vakit geçirirsiniz, yer içersiniz beraber... Gecenin sonunda ise telefonlarınızı alır, tekrar görüşeceğinize dair sözler verirsiniz.. Daha şimdiden binlerce plan yapmışsınızdır da...Peki ne olur? Çok büyük ihtimalle o kişileri bir daha görmezsiniz! Telefon edersiniz, cevap gelmez. Mesaj atarsınız, mesaj gelmez.... Plan yaparsınız, son dakikada iptal ederler, o da şanslıysanız! Çünkü genelde açıklama yapma ihtiyacı bile duymadan, haber vermeden iptal ederler. Özür dilemekse, kesinlikle hayatlarında yok!
Bu dediklerimi bir iki kez değil, şu son 1 buçuk ay için yüzlerce kez yaşadım. Deneyimlerime dayanarak konuşuyorum yani.
Tabii ki bu onlar için normal, bunu anlamak ve de yargılamamak gerek.. Şu anda ben sadece buradan geçen biriyim, iyi ki de öyleyim! Çünkü kesinlikle bu tarz insanlarla yaşayamazdım.
Biriyle plan yaparsan, gelemiyorsan iyi bir nedenin vardır ve bunu önceden söylersin. Çok extreme bir durum söz konusuysa da fırsat bulur bulmaz bunu açıklar ve özür dilersin.
Herkesle samimi olabilirsin, binlerce tanıdığın olabilir, ama her zaman gerçekten güvenebileceğin, seni önemseyen arkadaşların vardır, arkadaşlar her şeyden önemlidir.. Sadece bir gün değil, her zaman yanındadır arkadaş... Malesef Brezilya'da durum böyle değil... Bu onların kültürü değil...
İşte bu yüzden burada yaşayamam, isterse her yer altın olsun :)

*****
English is coming soon :)

17 Aralık 2013 Salı

Bakın ne buldum, hem de şehrin orta yerinde:


Bu küçük sevimli papağan ve bu resimde yer almayan arkadaşı, sahil kenarında yürürken karşımıza çıkıverdiler :)

********
We saw them when we are walking at the sea side in the city, this baby parrot and his friend :)

Brezilya'da şehir içi otobüslerde şöyle bir şey dikkatimi çekti;


Yani; otobüslerde engellilere, yaşlılara, çocuklu ve hamile kadınlara ve de 'şişmanlara' yer veriniz, uyarı levhası. Şişman vatandaşlar için özel koltuk bile var :/
Bu resmi Fortaleza'da çekmiştim ama Rio'da da aynısına rastlamak mümkün :)

*****
Pay attention to the sign: Give place for disabled people, old people, pregnant women, women with children and Fat People!
I took this picture in Fortaleza but you can find it on the buses in Rio as well :)

11 Aralık 2013 Çarşamba

Brezilya'da partiler, özellikle de kumsaldaki partiler, güneş doğmadan bitmiyor :)


Gerçi 2 gündür yağmur yağıyor Rio'da ya neyse..

*****
Parties, especially the beach parties, are not ending before sunrise :)
Well, despite the fact that it is raining last 2 days in Rio :/

8 Aralık 2013 Pazar

Hallelujah!

Oi Amigos!
Çarşamba sabahı çıktığımız yolculuğumuz Cuma gecesi neticelendi ve yaklaşık 2300 km'yi 3 günde katetmiş olduk. Kazasız belasız, uzun ve yorucu yol dışında da zorluksuz olarak, yarım yamalak Portekizcemizle kaybolmadan Rio'ya varmış olmak büyük bir başarı bizim için. Şimdiye kadar bir seferde gerçekleştirdiğim bu en uzun yolculuk, benim için en önemli deneyimlerden biri şimdi..
Yolculuğa dair notlarımdan kısa kısa alıntılar yapacağım zamanla. Öncelikle şu resmi paylaşmak istedim:


Soldaki mavi T-shirtlü olan 2 gün beraber yolculuk ettiğimiz tır şoförümüz, beyaz T-shirtlü olan ise resimde gördüğünüz seyyar arabanın sahibi :) Hiç birimiz aynı dili konuşmuyoruz bu arada. Fakat inanılmaz iyi anlaştık. Beyaz T-shirtlü amca Arjantinli, 63 yaşında. Ve tam bir Rolling Stones hayranı :) sadece bu da değil, Janis Japlin, Jimi Hendrix, B.B. Kings'e bayılıyor amcam. Ayaküstü 15 dakika sohbet ettikten sonra sarılarak ayrıldık birbirimizden, son sözleri: Bon Voyage! idi..
Tır şöforümüz ise inanılmaz iyi birisi, 30 yaşında ve  7 yaşında bir oğlu var. İki günün sonunda birbirimizden ayrılırken gözlerim doldu resmen :')

Bir diğer paylaşmak istediğim resim ise şu:


Brezilya'nın yemyeşil bitki örtüsünden bir kare bu. Fakat resimleyemediğim bir görüntü vardı ki tablo gibi: Mor bir dağ, kıpkırmızı toprak, masmavi gökyüzü ve yeşil bitki örtüsü... Bu ülke gerçekten rengarenk! (:

Son resimde ise Brezilya'daki arkadaşlarımdan bir hediyeyi göstermek istiyorum:


Victor ve Sara bu küçük sevimli kurbağayı tüm yolculuğumuz boyunca yanımızda taşımamızı istediler. Çünkü bunun şans getirdiğine ve de sizi kötülüklerden koruduğuna inanıyormuş Brezilyalılar. Ne sevimliler yahu :)

*********
So we left Recife on Wednesday and thankfully arrived to Rio on Friday night. Actually as soon as we arrived, despite all of our tiredness, we went to drink outside with our host at the back streets of Rio! :) Anyways, having about 2300 km long journey without getting lost and not speaking any Portuguese was a great achievement for us! and of course a great experience as well. People are just so great here, you don't even need to speak the same language....
In the first picture you see our truck driver who we traveled 2 days together, in blue T-shirt, and a crazy cool old man who owns the small shop that you see in the picture. The old man is from Argentina, 63 years old, and he is a fan of Rolling Stones :) Also he loves Janis Japlin, Jimi Hendrix, B.B. Kings as well :)))) We just met him when we stopped in a petrol station when our truck broke down, again :)
At the second picture you see a little part of green Brasil :) There was a view that I saw when we were just passing but unfortunately couldn't get a picture of it. So imagine a blue sky, a red land, green plants and a purple mountain! Yes, it was just too good to be true..
And the last picture is a present from our Brazilian friends, Victor and Sara. They want us to carry that little frog with us everywhere we go because it supposed to protect us from bad things and bring us luck!

3 Aralık 2013 Salı

Otostopla seyahat/ Traveling by hitchhiking

Son dakika kararlar, spontane gelişmeler vs. derken kendimizi Rio de Janerio'ya gitme hazırlığı yaparken bulduk. Malesef aradaki birçok şehri atlamak zorundayız, çünkü Brezilya'da geçireceğimiz zamanı hızlandırma kararı aldık. Eğer bir sponsor bulamazsak da malesef 1-2 hafta içinde Brezilya'dan ayrılacağız. Ama bakalım zaman neler gösterecek...
Yarın (aslında sadece birkaç saat içinde) uzuuuun bir yolculuğa çıkıcağız. Recife'den Rio'ya gitmek araçla 28 saat, durmadan. Tabiki biz otostopla gideceğimiz için bu süre daha uzun olacak. Üstelik de bir tır bulmayı planlıyoruz ki bu da yolculuğun daha da uzun olacağı anlamına geliyor... Ama sağ salim gittikten sonra yavaş gitmenin çok bir önemi yok.. Nasılsa zaman sınırımız yok. Rio'da kalacak yer de bulduk şimdilik. Bir de yoldayken daha az para harcıyoruz, biraz bütçeyi dengelemek adına yararlı oluyor o da..
Ha endişeli miyim? Kesinlikle!
Brezilya'da ilk otostop deneyimimiz gayet iyiydi. 1 gün içinde gideceğimiz yere hem de kazasız belasız varmıştık. Fakat yanımızda Brezilyalı bir arkadaşımız vardı ve tabiki onun dili biliyor olmasının sonsuz faydaları sayesinde zoru başarabilmiştik.
Bu seferse kendi başımızayız :)
Şimdilik uyku vakti, hazırlıklar neredeyse tamam.
Umarım, geçen sefer olduğu gibi bu sefer de Brezilya'nın muhteşem iyi kalpli insanları çıkar karşımıza.. Çünkü genel olarak gerçekten öyleler...
Bize bol şanslar ve umarım en kısa zamanda görüşmek dileğiyle...
Ate mais!

29 Kasım 2013 Cuma

Bi hediye/ A gift

Canım arkadaşım Elton'dan çok değerli bi hediye aldım.
Kendi çizimi:


Bu değerli hediyeyi bana layık gördüğü için kendimi çok değerli hissediyorum. 
Teşekkürler kalbi güzel dostum!

******
This is a present from my lovely friend Elton, from Recife. It is his own drawing. 
I am so glad that he choose to give this precious present to me...
Thank you very much for your wonderful heart :')

28 Kasım 2013 Perşembe

Dikkat, Köpek Balığı Saldırabilir! / Attention, Sharks!

Evet, yanlış duymadınız. Burada köpek balıkları var!
İlk durağımız olan Fortaleza'dan sonra Recife kentine geldik. Recife'de ilk kaldığımız mahalle, Boa Viagem, deniz kenarında, kentin en zenginlerinin yaşadığı yer olmasıyla ve bir de köpek balığı saldırılarıyla bilinen bir yer. Arkadaşlarımızın söylediğine göre bu sene köpek balıkları 2 kişinin ölümüne sebep olmuş.
Özellikle deniz seviyesi yükseldiğinde denize açılmak ya da sörf yapmak kesinlikle yasak çünkü köpek balıkları sahile oldukça yakınlara kadar geliyorlarmış.
Tabiki her yerde uyarı levhaları yer alıyor:



*****
Yes, there are sharks here!
After Fortaleza, our first stop in Brasil, we came to another city called Recife. First place that we stayed here, Boa Viagem, is a famous neigbourhood  where all the rich people live and also famous with shark attacks. According to our friends this year 2 people died because of sharks!
Especially when the sea rises it is definitely not aloud to swim or surf there because sharks can come very close to the cost.
Of course there are warnings everywhere around the beach like the one you can see at the picture above.

26 Kasım 2013 Salı

Burada herkes Skol içiyor / Everybody is drinking Skol here

Bizde Efes neyse, Brezilya'da Skol o. Skol burada üretiliyor ve tadı Türkiye'dekinden çok farklı, (5 kat daha güzel hatta :)
Birayı içme şekilleri de oldukça ilginç:
İlk ve en önemli kural, bira buz gibi olacak yoksa hayatta içmiyorlar :)
İkincisi, şişeyi ağız kısmına yakın tutuyorlar ki elin sıcaklığıyla bira ısınmasın.
Üç, bira masaya birer birer söylenir ve ilk bira bitince hemen ikincisi gelir. İkinci bitince üçüncü...dur demezsen bira gelmeye devam eder.
Dört, ilk bira gelince (genelde 600 ml ya da 1 litrelik şişe), herkesin bardakları sırayla doldurulur. Bitiren sadece kendi bardağını değil, diğer bitirenlerinkini de doldurur.
Beş, bardaklar şerefe kaldırıldığında herkes katılır ve herkes ilk yudumu bardağını masaya koymadan önce alır. Şerefe demez ya da deyip de içmezsen ayıp olur :)
Altı, herkes aynı boy küçük cam bardaklarda birayı içer.
Yedi, bira hemen hemen her zaman bir plastik (bir çeşit termos görevi yapan) kaba konur masaya gelince. Biten şişe kabın dışına konur ve bu, yeni bir şişe bira istediğin anlamına gelir.
Sekiz, genelde masaya boş bir kasa verilir ve boş şişeler bu kasaya yerleştirilir. Gecenin sonunda boş şişeler sayılır ve toplam fiyat kişi sayısına bölünür. Sonuçta herkes eşit miktarda öder :)

****
Brazilians are drinking Skol beer all the time. They have very interesting beer drinking culture as well :)
The beer (serveja) MUST be ice-cold first of all.
They put the beer into the plastic cup so beer will stay cold.
They drink beer from small glass cups and everybody has the same.
When you poor the beer you poor it for everyone.
When you finish the beer you put the empty bottle outside of the cup and that means you want another one.
They will keep bringing beer for you until you say stop.
At the end you count the empty bottles and everybody share the cost!
I love drinking beer in Brasil :)

Daha fazla yiyecek / More Food :)

Brezilya'daki favorilerimden birini tanıtacağım size. İşte karşınızda ACAİ :)


Aslında Acai bir meyve. Bu resimde gördüğünüz de o meyveden yapılan bir tatlı. Fakat sıcak Brezilya havasında süper gidiyor çünkü buz parçalarıyla karıştırıp bir çeşit acai-shake şeklinde satıyorlar. Üzerine de dileğinize göre muz, krema, meyve parçaları vs. ekliyorlar. Köşe başlarında küçük seyyar arabalarda satılan acaiyi hemen her yerde bulabilirsiniz ve fiyatı da sadece 2,5-3,5 Real (2-3 TL civarı) :)
Bu arada tembellik edip google'da aratmak istemeyenler için acai:


******
This is one of my favourite things in Brasil; Acai.
Acai is actually a fruit but they make some sort of shake out of it with some ice and it is very good to eat in the hot weather. They serve it with some bananas, cream or with some fruit crumbles etc. And it's very very delicious :) 
You can find it almost everywhere and it is as cheap as like 1 Euro :)
(at the 2nd picture you can see the acai itself;)



I don't forget my friends who doesn't speak Turkish ;)

Well, I will try to post somethings in English as well for my lovely friends but you can always look at the pictures and use google translate haha :) Anyways, as long as I have enough time I will try to write in English guys ;)

 First of all I wanted to share this picture with you;


Most of you guys know that I don't like to wear any kind of accessories but somehow I am wearing these bracelets all the time. Because every one of them has a special meaning or a gift from one of you :) 
Also since I arrived in Brasil already 2 different people gave me bracelets as a gift as well. I am afraid if people keep giving me bracelets, at the end of my trip my both arms will be quite full :))
Brazilian people that I've met so far were all amazing, cool and have some artistic skills for some reason :) I've met some great artists; photographers, painters, musicians etc. I actually got really influenced by one the friends painting and I decided to get a tattoo of it :) So yes, very soon I am getting my second tattoo but I won't show you what it is till I actually get it  :)

So see you at the next entry guys, for now take care!


******
Bundan sonraki yazılarımda İngilizce de yazmaya çalışacağım, böylece Türkçe bilmeyen arkadaşlarım da okuyabilir yazdıklarımı :)
Yukarıdaki resimde kolumdaki bileklikleri görmektesiniz. Normalde takı takmayı hiç ama hiç sevmiyorum (alyansımı bile çoğu zaman takmıyorum :S ) Ama bu seyahate başlayalı bir sürü bilekliğim oldu ve de çıkarmaya kıyamıyorum. Her birinin ayrı bir anlamı var. Son iki tanesini de buradaki arkadaşlarım hediye ettiler. Seyahatin sonunda iki kolumun da sonuna kadar dolu olmasından korkuyorum açıkçası :)

25 Kasım 2013 Pazartesi

Binlerce entry bugün ;)

Brezilya bilardosundan bahsetmek istedim size.
Bildiğimiz bilardo masasından çok daha küçük bir masa. Toplam 9 bilardo topu var; 4 sarı, 4 kırmızı ve bir de siyah top. 2 kişi ile oynanıyor, hangi renk toplar sana aitse o renkteki topların hepsini deliklere önce sokan kazanıyor.
Eğer bir taraf hata yaparsa diğer taraf kendi toplarından birini deliğe sokuyor.
Kurallar çok basit ama yine de kazanması zor bir oyun, özellikle de Brezilyalılara karşı. Kız, erkek fark etmiyor, hepsi çok ama çok iyiler oyunda :)


******
This is the Brazilian style Pool game :) The table is much more smaller than the regular pool table and there is only 9 balls. The 2 players taking turns and trying to put their balls into the holes and whoever is the first person who puts all the balls first wins the game!
It's very easy game and but you need to have some 'balls' to play against Brazilians because they
are all very good at it ;)

Türk Usulü :)

Bu arada bazen benden Türk yemekleri yapmamı rica ediyor Brezilyalı arkadaşlarım. Tabiki kırmıyorum onları, bildiğim ve de yapabildiğim kadarıyla bir şeyler pişiriyorum. Mesela şöyle ki;


******
I'm cooking some Turkish food for my friends here sometimes. And in the picture you can see 'dolma' that I cooked and they all loved it ;)